Giderken Teşekkür Ettim: Sevemeyişine Bile

Bir insana “Beni neden sevmedin?” diye sorulmaz ki…
Zaten onu, seni sevmesi için sevmezsin ki.
Bir an gelir, sadece içindeki çocuğu görürsün. O an, doğru kişi olduğuna inanırsın.
Belki de gerçekten öyledir.
Ama eğer o, seni içinde bir yerde hissedemiyorsa ve bunu utana sıkıla da olsa söylüyorsa…
Ona “Neden?” diye soramazsın ki.

Sadece bir hafta önce öptüğü dudaklarını ısırırsın sessizce.
Ağlamamak için tırnaklarını avuçlarına gömersin.
Hıçkırıklarını bastırmak için susarsın.
Çünkü ağlarsan, her şey daha zor olur.
Çünkü ağlarsan, her şey daha da acıtır.
Ve eğer ağlarsan, o daha da çok utanır.
Bu anın bir an önce bitmesini dilersin.
Ve fark edersin ki, bu yaşadığın… ayrılıkların en güzeli olmuş.

Aklına birlikte yaşadıklarınız gelir.
Onu ilk gördüğünde hissetmiştin zaten bir şeyleri.
O tanıdık hissi… Sanki yıllar öncesinden gelmiş gibi.
Sonra öptün onu.
Belki de kupkuru dudaklarında hayat bulabilmek için…
Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiye dokundunuz.
Ruhlarınız birbirine karıştı o an.

Ama derinlerde bir yerde…
Onun seni sevemediğini hissettin aslında.
Yine de sormadın. Çünkü korktun.
Sorsaydın, giderdi.
Ve sen… başına gelecek en güzel şeyin sonu olacağını bile bile,
Onu yine de yaşadın.

Gün geldi, bitti işte.
Yutkunurken bile acıtan anılar kaldı elinde.
Birçok şey öğretti sana:
Bilardo oynamayı, satrancın inceliklerini, kitapçıların gizli köşelerini…
Ve bir ilişki yaşamayı.
Bugünse son bir şey daha öğretti sana:
Bir erkek, ancak bu kadar güzel sevmemeyi becerebilirdi.

O gün…
İlk kez bir erkek senin için gözyaşı döktü.
Ve sen düşündün:
İlk içten gülümsemesiyle gözyaşları arasındaki o beş dakikalık mesafe ne kadar da kısa…
Hazırlandığın cümlelerin hiçbir önemi kalmamıştı artık.
Sadece arka arkaya çalan ayrılık şarkılarına tutunabildin.

Son sarılmalar hep özeldir ya…
Sen de kalkıp sarıldın ona, son kez.
O kadar içten, o kadar sıkı…
Fark ettirmeden kokusunu içine çektin.
Yüzünü ezberlemeye çalıştın. Ellerini.
Çünkü bir daha görememekten korktun.
Ve “Gitmeyeceğim,” dedin sessizce.
Sanki “Git” dese gerçekten kalabilecekmişsin gibi…

Ama yine de ağlamadın.
Ta ki metroda vedalaşana kadar.

Usulca öptün bu kez. Korka korka.
“Görüşürüz,” dedin, son gücünle gülümseyerek.
O da sana kocaman bir gülümseme verdi.
Ve o an… zaman dursun istedin.
Çünkü bu kez o metro canını acıttı.
Çünkü bu kez… o metro, sevdiğin adamı aldı götürdü.
Nefesini, ruhunun bir parçasını…

Ve ancak o gittikten sonra, gözyaşlarına gömüldün.
Sadece bir cümle döküldü dudaklarından:
“Teşekkür ederim her şey için. Teşekkür ederim sevgilim.”

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları