Bazı karşılaşmalar aşk değildir. Bir ilişki bile değildir hatta… Ama sana öyle bir dokunur ki, İçinde bir şey değişir. Bir daha asla eski haline dönemezsin.
Sen bana dokunmadan önce, ben seni çoktan içime almıştım. Bir kelimede, bir bakışta, bir gecede değil… Zihnimde, kalbimde, sezgilerimde… Hiçbir şey birdenbire olmadı. Zamanla açıldım sana. Yavaş yavaş… Ama tamamen içimden, tamamen gerçek.
Sen hayatıma öyle usulca geldin ki, Ne zaman “biz” olduk, Ne zaman ”var” olduk bilmiyorum. Sanki bu ömürde değil, Başka bir yaşamda başlamıştık. Yarısından dalınan bir sohbete denk gelir gibi… Seni sadece tanımadım, hatırladım.
Beni benden önce bilen ama kendine anlatamayan biriydin. Yanındayken, içimde yıllardır susturduğum kız çocuğu dile geldi. Sevilmenin, sarılmanın, duyulmanın ne demek olduğunu ilk kez kelimeler değil, varlığın anlattı.
Sen bana “ben buradayım” dedikçe, ben kendime biraz daha döndüm. Ve bu yüzden çok gerçekti. Kısa sürdü belki ama sığ değildi. O birkaç ayda, bir ömrün yakınlığını yaşadık seninle. Her şey olduk birbirimize. Güzelliğiyle, çirkinliğiyle… Birbirini gösteren iki ayna gibi… Ve evet, sen o aynadan korktun belki de… Kendini görmekten, kendi yansımanla yüzleşmekten…
O yüzden bittik biz azala azala… Çünkü aslında hiç gitmedin. Sadece azaldın. Azaldın ve kaybettim seni ben. Vedalaşmadın. Bir açıklama da yapmadın. Sadece sustun. Ve ben o sessizliğin içinde birçok kez yalnız kaldım.
Ne bir “git” dedin, Ne de “kal”… Ama o kapı yavaşça, nazikçe kapandı. Son aşamada ise içime kilitleyecek kadar güçlü şekilde çarptı… Seninle olduğum anlarda, ilk kez kendimle tamdım. Sonra bir gün… O kadar azaldın ki, Sadece ben kaldım. Seni kaybettiğimde sadece seni değil; o halimi de yitirdim gibi hissettim. Artık senin değil, seninle olan halimin yasını tutuyordum.
İşte bu yüzden bu bir aşkın sonu değildi. Bu, bir ruhun çarpışmadan sonra bıraktığı yankıydı. Ben gerçekten sevdim. Bir cinsiyetle değil, bir bilinçle… Sadece öpülmek değil, Görülmek istedim. Ama sen baktın ve göremedin. Dokundun ama kalamadın.
Ve biz… Veda etmedik. Bir kelime bile söylemedin.
Ve işte o anda, İçimden sana ait ne varsa, bir bir topladım. Kızmadan, kırılmadan… Çünkü senin görevin beni sevmek değildi. Beni bana döndürmekti. Ve sen tamamladın görevini.
Şimdi ben de seni sevgiyle gönderiyorum. Sen bana aşkı getirdin. Sıcaklığı, samimiyeti, yakınlığı… Ama kalamadın. Kalamazdın da… Artık seni değil, Seninle olan halimi özlüyorum. O ihtimali, o sıcaklığı… O halimi, yitirdim seninle birlikte. Ve evet, bir yuvaydı o. İçinde sen olan bir ben.
Ama şimdi o yuvayı, sana değil… Kendime kuruyorum. Seninle bulduğum benliğimi şimdi sensiz tamamlıyorum. Çünkü ben gerçekten sevdim. Birine değil , bir hissin bütünlüğüne… Ve şimdi, o bütünlüğü dışarıda değil, içimde yeniden var ediyorum.
Bu bir aşk hikâyesi değildi. Bu bir kadının kendine sadakati, adanmışlığı… Ve ondan sağ çıkışının sessiz, güçlü bir belgesiydi.










Yorum bırakın