Kova Çağı’nda Telepatik Aşklar: Gerçek mi, Kuruntu mu?

Yenilik, özgürlük ve kolektif bilincin yükseldiği Kova Çağı’ndayız. Artık bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyor, fikirler gezegenin bir ucundan diğer ucuna göz açıp kapayana kadar yayılıyor. Ama bu hız, sadece internet kablolarında değil. Zihinsel ve duygusal düzlemde de bağlantılarımız hızlandı.

Birini aniden düşünüyorsun. Kalbin çarpıyor. Bir mesaj mı gelecek hissi sarıyor içini. Derken telefon çalıyor: “Nasılsın?”

“Kalp kalbe karşıymış” dediğimiz o eski deyişin bugünlerde frekansı değişti. Artık kalp, zihinle birlikte atıyor. Ve bu eşzamanlılık hali, bazı geceler uykumuzu kaçıracak kadar güçlü hissediliyor.

Görünmeyen Bağlar: Telepati mi, Bağımlılık mı?

Ayrılıklar eskiden sadece fiziksel olurdu. Şimdi, fiziksel mesafe koyduğumuz biri zihnimizin ortasında kiracı gibi oturabiliyor.

O gittikten sonra kafamızda durmadan dönen düşünceler, sadece onu özlemekle ilgili değil. Bazen bu bir bağımlılık, bazen tamamlanmamış bir hikâyeye takılı kalma, bazen de sadece enerjisel bir yankı.

“Ben onu düşünürken o da beni hissediyor mu?”
Bu soru kalbimizin en kırılgan yerinden doğuyor. Ve ne zaman unuttum desem, bir yerlerden “Sen geldin aklıma” mesajı geliyor. Kimi zaman bu döngü o kadar tekrarlanıyor ki, hangimizin kimi düşündüğünü, bu oyuna kimin önce başladığını bile karıştırıyoruz.

Beyin Dalgaları ve Düşünce Frekansı

Bilimsel olarak her düşüncenin bir elektriksel frekansı olduğu ispatlandı. Beynimiz saniyede milyonlarca nöronla çalışıyor. Ve biz birini düşündüğümüzde, bu düşünce enerjiye dönüşüyor.

Peki bu enerji ne oluyor?

Spiritüel öğretilere göre bu enerji evrene yayılıyor, kimi zaman bir rüyaya, kimi zaman bir hatırlamaya, kimi zaman da fiziksel bir karşılaşmaya dönüşüyor.

Özellikle ikili ilişkilerde —özellikle bitmeyen, yarım kalan, tutkulu ilişkilerde— bu enerji döngüleri çok daha yoğun yaşanıyor. Ayrıldığın kişiyi rüyanda görüyorsun. Onunla ilgili bir şarkı aniden çalıyor. O gün hiç aklında yokken onun arkadaşı seni takip etmeye başlıyor. Bunlar hep enerji alanında karşılıklı dokunuşlar.

Ama Neden Hâlâ Onu Düşünüyorum?

Şunu fark etmen çok önemli:
Bazen düşündüğün kişi değil, onun sende uyandırdığı duygular oluyor.

Sana kendini nasıl hissettirdi?
Kendini değerli mi hissettin? Güzel mi? Görülmüş mü?

Ya da tam tersi…
Eksik mi kaldın? Anlaşılmamış mı? Yarım mı?

Birini düşünmenin altında, çoğu zaman kendimizi arayışımız yatar.
O kişiyi düşünmeyi bırakmak; aslında kendine şunu sormaktır:
“Ben kendi kendimin duygusal ihtiyacını karşılayabiliyor muyum?”

Karşılıklı mı Bu Düşünce?

“Onu düşünüyorsam o da beni düşünüyor mudur?”

Kimi zaman evet. Özellikle aranızda güçlü bir bağ, çözülmemiş meseleler ya da ruhsal sözleşmeler varsa —evet. Ama bazen de sadece senin zihninin yankısıdır. Kendi yarattığın boşlukları onunla doldurma isteğidir.

Burada sezgilerinle fantezi ile gerçeği ayırt etmeyi öğrenmelisin. Bu da ancak iç gözlemle, meditasyonla ve dürüstlükle olur.

Sürekli Aynı Kişiyi Düşünmekten Nasıl Kurtuluruz?

  1. Düşünceye Alan Aç ama Tanımını Değiştir:
    “Ona aşığım” demek yerine, “Onun bende açtığı duyguları izliyorum” diyebilirsin.
    Bu senin duygusal alanını hemen daha objektif hâle getirir.
  2. Fiziksel Enerjiyi Boşalt:
    Koşuya çık, yazı yaz, resim yap. Çünkü düşünce sabit kaldığında enerji birikir ve bu da takıntıya dönüşür.
  3. Ritüel Yapabilirsin:
    Onu serbest bırakmak için bir mektup yaz, yak.
    Gözünü kapat ve ona enerjisel olarak veda et. “Seni seviyorum ama artık seni serbest bırakıyorum” diyebilirsin.
  4. Netleşme Arzunu Dürüstçe Dinle:
    Eğer hâlâ onun ne hissettiğini bilmek istiyorsan, belki de kendine “Gerçekten o mu? Yoksa sadece bilinmezliğin büyüsü mü?” diye sormalısın.
  5. Günlük Tut:
    Ne zaman aklına geldi? Hangi duyguyla? Bunu fark et.
    Düşünceyi takip etmek, kontrol etmenin ilk adımıdır.

Ruhsal Kontratlar ve Karmik Bağlar

Bazı ilişkiler sadece “gönül ilişkisi” değildir.
Kimi zaman karşımıza çıkan insanlar bize bir şey öğretmeye gelirler.
Bazen sadece bir “tamamlanma” duygusu yaşarız. Bazen bizi eski bir yaraya geri götürürler.

İşte bu yüzden her aklına gelen kişiye “aşık oldum” diye etiket yapıştırmadan önce şunu sor:
“Bu kişi bana neyi hatırlattı?”

Son Söz: Enerjini Geri Çağır

Unutma…
Düşüncelerimiz sadece başkalarına değil, bize de yönelir.
Birini düşündüğünde sadece ona enerji göndermezsin —kendinden de enerji eksiltirsin.

Bu yüzden bir kişiyi düşünmeden önce kendine şu soruyu sorman yeter:
“Bu düşünce bana ne katıyor?”
Eğer seni büyütüyorsa kalabilir.
Ama seni yavaşlatıyorsa, artık vedalaşmanın zamanı gelmiş olabilir.

Minik Bir Ritüel:

Yazıyı buraya kadar okuduysan bir önerim var:
Bu gece, aklına en çok gelen kişiye içinden gelen cümlelerle bir mektup yaz.
Göndermek zorunda değilsin. Sadece yaz. Kimi zaman söyleyemediklerimizi kağıda döktüğümüzde zihnimiz boşalır, kalbimiz hafifler.

Ve belki de o, seni gerçekten düşündü. Ama bugün, önce sen kendini düşün.

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları