Ofiste Bir Şeyler Beni Sürekli Küçültüyor, Ama Sandalyem Değil

Bugün yine her zamanki gibi dışımdaki kadın hazırlandı. Toplantı öncesi saçlarını düzleştirdi, kahvesini aldı, gülümsedi. Ama içimdeki kadın kapının önünde durdu.
“Yine mi gidiyoruz o binaya?” dedi.

Maalesef ki girdik içeriye. Çünkü “profesyonellik” bunu gerektirir. Çünkü işimizi kişiselleştirmemeliyiz. Çünkü birileri bize hep şunu söyledi: ”Kırılgan olma canım, burası özel sektör…”

Mobbing mi? Yok canım… Kimse doğrudan seni azarlamıyor ki. Sadece fikrini üç dakika sonra kendi fikri gibi sunuyor. Sadece “çok düşüncelisin ama…” diye başlayıp seni aşağı çeken cümleler kuruyor. Sadece senin üstünden geçip bir yere varıyorlar.

Zamanla öğreniyorsun… Mobbing çoğu zaman yumruk gibi değil, çizik gibi.
İlk başta fark etmesen de zamanla derine iniyor. İlk başta anlamıyorsun. Sonra bir sabah aynaya bakarken suratındaki kırıklığı fark ediyorsun. Yorulmuşsun. Ama yorgunluğu tarif edemiyorsun. “Bir şeyim yok” diyorsun. Ama bir şeyin eksik. Mesela kendine inancın…

Bana en çok ne zarar verdi biliyor musun? Yapılanlar değil, kendimi sorgulamaya başlamam:

“Belki de ben fazla alınganım.”
“Ben hak etmiyorum galiba.”
Yok ya, ben yeterince hızlı değilim.”

Bu cümleleri dışarıdan kimse söylemiyor artık. İçimde biri tekrar ediyor. Onların sesini almış, benim sesime yerleştirmiş. O yüzden en sinsi mobbing, iç sesime bulaşanlarıydı.

Bazı günler odaya girerken üzerime görünmez bir ağırlık çöker. Küçük cümlelerin büyük anlamlarını taşırım omzumda.

“Sunum biraz zayıf mıydı sanki?”
“Toplantıda çok sessizdin bugün.”
“Ben olsam böyle yapmazdım.”

Cümle bitmiş gibi görünür ama sonuna gizli bir “eksiksin” eklenmiştir.

Ve sen ne yaparsın?

  • Daha çok çalışırsın.
  • Daha az konuşursun.
  • Daha az görünür, daha çok tüketilirsin.

Bir gün toplantı odasında sunum yaparken fark ettim. İnsanlar beni dinlemiyordu. Ama fikrim işe yarayacaktı, bunu biliyordum. Yine de biri fikrimi aldı, kendi gibi sundu. Alkış o kişiye geldi. Ben sadece gülümsedim. Dışımdaki kadın hâlâ çok kibardı. İçimdeki kadınsa o an ofisten ayrıldı.

Ama işte tam burada, yazıyla yeniden geldim. Çünkü yazmak, içimdeki kadının elini tutmak gibi. Ona “duyuldun” demek gibi. Ve evet, belki o mobbing hâlâ bitmedi. Ama ben artık kendimi suçlamıyorum.

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları