Enerji Kaçağımın Peşinde

Bir süredir ne yazmaya ne de yaşamaya mecalim kalmamış gibiydim. İçimde tarif edemediğim bir yorgunluk vardı. Hani İlyas Yalçınkaya’nın dediği gibi:
“Tükendim. Çok yaraları açan…”

Oysa ilginç olan, hayatımda her şeyin dışarıdan bakıldığında gayet güzel gidiyor oluşuydu.
Metin’in KPSS’ye hazırlanır gibi her yeri post-it’le kapladığı İncir Reçeli sahnesi gibi yoğun bir işim…
Looney Tunes’taki Witch Hazel gibi uçuş uçuş hobilerim…
Kavak Yelleri tadında bir arkadaş çevrem…
Ve hayallerime catwalk yaparak yürüdüğüm gelişmelerim vardı.

Ama içimde bir yer hâlâ kaskatıydı.
Testler, makaleler, psikolog videoları derken bu hâlin distimi olabileceğini öğrendim. Ancak ben, bu yorgunluğun daha derin bir yerden aktığını biliyordum.

Uzun süre depresyon tedavisi görünce bazı sinyalleri daha iyi tanıyorsun.
Bendeki his, bir enerji kaçağıydı.
Sanki içimde gizlenmiş, kaynağı belli olmayan bir hat vardı.
Biri gelip yaşam enerjime ortak oluyordu. Elektrik faturası ödememek için kaçak hat çeken biri gibi…
Ve ben tükeniyordum.

İçimdeki İstifçi

Bir noktada düşünmeyi bıraktım.
Kabullendim.
Ve o dönemlerde mum ışığında otururken zihnimin tamamen boşaldığı o satori anlarından birini yaşadım.

Şunu fark ettim:
Ben, geçmişi bırakamayan bir istifçiydim.

Anılar, eşyalar, insanlar, kokular, tatlar, mesajlar, ses kayıtları…
Ne bulduysam biriktiriyordum.
Ve o kadar çok biriktirmiştim ki, kendime nefes alacak alan bırakmamıştım.

Materyal olanları ayıklayabiliyorsun. Dolabını boşaltırsın, kitaplarını elersin, masa üstünü sadeleştirirsin.
Ama duygular?
İlişkiler?
Çoğu, halının altına süpürülüyor.
Ve zamanla büyüyorlar. Görünmeseler de yer kaplıyorlar.

Enerji Kordonları: Her Bağ Kalmaz

Enerji sistemine göre biriyle ilk kez seviştiğinde kök çakranda bir bağ kuruyorsun.
Bu, hayatta kalma içgüdüsünü yöneten çakra. Seni dünyaya bağlıyor.

O kişiyle tekrar tekrar seviştiğinde, bu bağ sakral çakraya geçiyor.
Haz, zevk, yaratıcılık ve akışla ilgili olan yere.

Tartıştığın insanlar solar pleksusuna, seni üzenler kalp çakrana bağlanıyor.
Yükünü taşıdığın kişiler omuzlarına oturuyor.

Fark etmeden birçok kişiyle eterik enerji bağları kuruyoruz.
Ama çoğu zaman bu bağlar, ilişkiler bitse bile enerji alanımızda kalmaya devam ediyor.
Tıpkı bedenini kaybeden ama varlığını sürdüren ruhlar gibi…

Ve bazı insanlar vardır…
Hayatından çıksa da seni içten içe tüketmeye devam eder.
Yanında olmalarına gerek yoktur.
Adlarını duyduğunda, bir mesaj alsan, bir yerde görsen…
Sanki enerjin emilir.

Çünkü enerji sağlıklı şekilde çift yönlü aktığında bize canlılık verir.
Ama tek taraflı akmaya başladığında, sadece bizden gider…
Ve bu da zamanla bizi tükenmeye götürür.

Enerji Bağlarını Kesmek Mi? Hayır, Şifalandırmak

Enerji bağlarını kesmek, hayatındaki kişileri silmek, unutmak, “seni artık sevmiyorum” demek değil.
Sadece ilişkilerin yanlış fonksiyonlarını bırakmak.
Sana yük olan parçalarını bırakmak.
Korkuları, öfkeyi, takıntıyı, suçluluğu…

Bunu yaparken kendi içinde doğru yöntemi seçmek çok önemli.
Çünkü bazen, o bağda senin de bir parçan kalmış olur.
O parçayı da geri alman gerekir.

Bu yazıda sana ne bir Başmelek ritüeli anlatacağım,
Ne bir çakra meditasyonu önereceğim…
Çünkü inanıyorum ki, en doğru yolu zaten senin ruhun biliyor.

Peki, Hâlâ Enerji Kaçağın mı Var?

Şöyle bir liste bırakıyorum sana. Cevapların seni bir enerji bağının izine götürebilir:

  • Geçmişe dair derin bir üzüntü, öfke veya pişmanlık mı hissediyorsun?
  • Aynı kişiyle sürekli tartışıyor musun?
  • Hayatındaki yeni başlangıçlar bir şekilde hep erteleniyor mu?
  • Artık görüşmediğin birini hâlâ sık sık düşünüyor musun?
  • Geçmişte birinden zorbalık gördün mü ve hâlâ seni etkiliyor mu?
  • Kontrolsüz ağlama nöbetleri yaşıyor musun?
  • Hayatın içinde hiçbir şey tam olarak ilgini çekmiyor mu?
  • Sürekli geçmişte kalıyor musun?
  • Uykuya dalmakta ya da dinlenmiş uyanmakta zorlanıyor musun?
  • Tek taraflı ilişkilerin içinde mi buluyorsun kendini?

Eğer bu sorular seni bir yerinden yakaladıysa…
Demek ki artık topraklanmanın ve enerjini geri çağırmanın zamanı gelmiş olabilir.

“Topraklama nedir?” dersen…
O da bir başka yazının konusu olsun mu?

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları