Hayalet Gibi Gitmek: Ghosting’in Ruh Hali ve Travması

Biri bir anda yok olur. Sessizce, iz bırakmadan… Ne bir veda, ne bir açıklama… Sadece dijital bir hayalet gibi… İletildi ama okunmadı, aslında çevrim içi ama sana çevrim dışı…
Bir zamanlar yazdığı “Sen çok özelsin” cümleleri, şimdi yalnızca bir ekran görüntüsünde yaşıyor.
Ve sen, o sessizliği dinliyorsun. Çünkü bazı suskunluklar, en çok konuşanlardır. Hele ki içinde cevap arayan biriysen, sessizlik bazen çığlığa dönüşür. Sustuğu yerden bağıran bir hisle: “Ben ne yaptım da bu kadar yok sayıldım?”

Bir insanın yokluğunun, varlığından daha çok yer kaplaması ne tuhaf. Hâlâ orada olduğunu sandığın birinin aslında çoktan gitmiş olması. Hatta gitmek yerine sessizce silinmeyi tercih etmesi… Terk edilmek acıtır da terk edildiğini fark etmemek daha çok can yakar bazen.

İşte tam da bu duygunun modern zamanda bir adı var: Ghosting. Bir gidiş biçiminden çok bir silinme hali.

1. Sustukça Kaybolanlar: Yoklukla Karşılaşmanın Garip Hali

Ghosting, bir mesajla değil; hiç gelmeyen mesajla can acıtır. Görünürde bir kavga yoktur. Bir ayrılık konuşması yaşanmamıştır. Ama ilişkideki biri sus pus oturur ve bekler. Bir açıklama, bir geri dönüş, bir kapanış.

Beklemek, bazen tek kişilik bir ilişkiye dönüşür. Taraflardan biri gitmiş, diğeri hâlâ oradadır. Beklemeye saplanmış bir ‘biz’ hâli. Üstelik bu bekleyiş yalnızca fiziksel değildir. Zihin ve kalp de bekler. Bir anda aklına düşen bir anıyla, bir şarkıyla, sokakta gördüğün bir arabayla tetiklenir her şey. “Belki şu an yazıyordur” diye kurulan senaryolar, hayal kırıklığının yeni sezon bölümleridir. Her yeni gün, o kişiden beklenen ve gelmeyen bildirimler ile geçer günler.

Bazı insanlar gitmek yerine sessizleşmeyi seçer. Ve bu çoğu zaman, karşı tarafın zihninde “Bende ne eksikti?” sorusunu doğurur. Oysa eksik olan biz değilizdir. Eksik olan onun cesaretidir. Kimi insan susarak kaçar. Cümle kuramadığı yerde, varlığını sessizce geri çeker. Çünkü bazen bir şeyi bitirebilmek, ona ad koymayı gerektirir. Ve herkes ad koyamaz. Çünkü ad koymak, sorumluluk almak demektir.

Ghosting sadece cevap alamamak değildir. Kendinden şüphe etmeye başlamak, her bildirim sesinde bir umut taşımak, offline görünen birine online denk gelme heyecanını taşımak, “Beni unuttu ama story’mi izliyor” diye analizler yapmak… Bir nevi dedektifliğe soyunmaktır. Onun neden sustuğunu anlamaya çalışırken, aslında kendine dair her şeyi sorgulamak.

Yani hem çoktan gitmiş biriyle, hem de hâlâ burada olduğunu hissettiren hayaliyle uğraşmak… Çifte travma!
Geride kalan kişi, sessizlikle konuşmayı öğrenmek zorunda kalır. Üstelik bu konuşma tek taraflıdır. Kafanda tamamladığın diyaloglar, hiç gönderilmeyen mesajlar, içinden içinden kurduğun kapanış cümleleri… Zamanla anlarsın ki; cevapsızlık da bir cevaptır.

2. Kim Hayalet, Kim Avcı?: Hayaletleşmenin Anatomisi

Ghosting yapan biri aslında kaçak dövüşür. Cesareti yüzleşmeye, kelimeleri açıklamaya yetmez. Ama tam da bu yüzden, kendisiyle de yüzleşemez. Hayaletleşen biri, yalnızca seni değil, kendi duygularını da yok sayar. İçinde bastırdığı şeylerle kalmayı seçemez, bu yüzden kaçar.

Hayaletleşmek, bir bakıma duygusal sorumluluktan muaf olmak gibidir. “Ben bir şey demedim ki” diyerek kendini temize çıkarmaya çalışır. Sessizlik, yalan kadar yaralayıcı olabilir. Çünkü muhatap olmadığın bir acıyı, kendi kendine açıklamak zorunda kalırsın.

Bazen de dürüstlükten korkarız. “Seni kırmak istemedim” diyerek aslında en büyük acıyı, o açıklamasızlıkla veririz. Çünkü insan bazen kırmamak için değil, kendini kötü hissetmemek için susar. Ghosting, başkasını koruma bahanesiyle kendini kurtarma çabasıdır. Ama o kurtarış, çoğu zaman iki kişiyi de batırır.

Hadi dürüst olalım! Biz de zaman zaman birilerini yanıtsız bırakmadık mı? O tatlı ama sıkıcı konuşmaların içinden sessizce sıyrılmadık mı? Gereğinden fazla umut verip sonra görünmez olmayı seçmedik mi?

Evet… Bazen biz de hayalet olduk. Ama sorun şu ki: Hayaletliğimizin yankısı, bazılarında yıllarca çınladı. Bize küçük gelen bir yok oluş, bir başkası için çözülmemiş bir düğüme dönüştü. İşte o noktada anlıyoruz ki: Her yokluk bir iz bırakır.
Biz gitmiş olsak bile, sesimiz bir yerlerde kalır. Belki de o iz, en çok bizde kalır. Çünkü kaybolarak kaçtığımız şeyler, peşimizden gelir. Kapanmamış hikâyeler, uykusuz gecelerde kendini yeniden hatırlatır. Hayaletleşmenin bedeli, bazen bir başkasına değil, bizzat kendimizedir.

3. Cevapsızlığın Cümleleri: İçinden Geçenle Barışmak

Ghosting’in en zor yanı, kapanışın eksikliğidir. Yarım kalmak değil, yarım bırakılmaktır. Bazen o kapanışı, kendi kendimize yazmak zorunda kalıyoruz. Bize verilmeyen cevabı, içimizde arayıp bulmakla yükümlü kalıyoruz. Bu, bazen o kişinin vereceği her cevaptan daha dönüştürücü oluyor.

Bir gün aynaya bakarken fark ediyorsun: O soruyu artık sormuyorsun. “Neden gitti?” Artık cevabı aramıyorsun çünkü artık yokluğu tanıyorsun. Onunla barışmasan da, onunla savaşmayı bırakıyorsun.

Ve bu, bir tür zafer aslında. Sessizliğe rağmen konuşabilmek, cevapsızlığa rağmen devam edebilmek, kendi sesini ilk kez o sessizlikte duymak…

İşte burada başlıyor asıl dönüşüm. Sessizliği dinlemeyi, boşluğu kendi sesimizle doldurmayı öğreniyoruz. Cevap alamadığımız soruları yeniden sormayı bırakıp, cevapsız da yaşayabileceğimizi fark ediyoruz.

Ve o an anlıyoruz… Bazı vedalar asla söylenmeyen cümlelerde saklıdır. Çünkü her sessizlik içinde bir cevap barındırıyor. Bazen yokluk, varlıktan daha çok şey anlatır.

Belki de ghosting, başkalarının eksik bıraktığı hikâyeleri tamamlamak için değil,
kendi hikâyemizin başrolü olduğumuzu hatırlamak içindir. Çünkü birinin sustuğu yerde, senin sesin daha çok duyulmalı…

Ve o sesi açmak, bazen yalnızca bir kapanış değil, yepyeni bir başlangıç olur.

Belki de tüm mesele bu! Yokluğuyla daha çok konuşanları susturmak değil, kendi iç sesimizi biraz daha açmak… Çünkü bazı hayaletler geri dönmez. Ama sen, kendi kendinin hayaleti olmamayı seçebilirsin. Çünkü en çok ihtiyacın olan şey, onun sesinden çok kendi sesini duymak olabilir. Belki de en büyük cevap, artık cevap aramamaktır.

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları