Sevdiğim Erkekleri de Dolunayda Bıraktım

Dolunay, kadınların hayatında ilginç bir rol oynuyor. Kimimiz saçını ayın döngüsüne göre kestiriyor, kimimiz bereket için cüzdanını pencere önüne koyuyor… Kimimiz de eski sevgililerini dolunayda bırakıyor. Kim mi? Evet, ben!

Artık fark ettim ki her dolunay benim için bir iade kutusu. Evren bana “Burçak, bu adamı hayatında gerçekten istiyor musun?” diye soruyor. Ben de üzerine biraz düşünüp, kutuya koyup gönderiyorum. İade kısmına sebebini yazıyorum: Uyumsuzluk, ghosting, fazla ego, duygusal tembellik, yanlış zamanlama, ergen tripleri, danışman edaları, telefon bağımlılığı… Liste o kadar uzun ki Amazon’un bile iade sistemi çökerdi.

Ve en güzeli de şu; bıraktıklarım geri dönmüyor. Evren, sanki sınırsız ve ücretsiz iade servisi sunuyor.

Dolunay Bırakma Ritüelim

Önce -tercihen vanilyalı- bir mum yakıyorum. Çünkü mum ışığında ritüelimin ve vedalarımın romantik gözükmesini istiyorum. Sonra açıyorum eski defterleri. Mesela o bana attığı son mesaj: ‘

‘Ya canım bu aralar çok yoğunum.”

(Canım, NASA’da işe mi girdin? Mars’a koloni mi kuruyorsunuz? Hayırlı olsun çok sevindim senin için!) O mesajı bir kağıda yazıyorum ve kağıdı dışarıya doğru katlıyorum. Sonra kağıdı ay ışığının altında bırakıyorum: “Sevgili evren, sen bunu al, bana daha iyisini gönder.”

Sonrasında kağıdı ya çöpe atıyorum ya da enerjisini dönüştürmek için yakıyorum. Bir şeyleri yakarak enerjisini aktif etmeyi o kadar seviyorum ki bir keresinde yanlışlıkla alışveriş fişi yakmıştım. Evren bana yeni sevgili göndermedi ama ekstra alışveriş çeki verdi, şükürler olsun.

Bazen bu vedaya tütsü de ekliyorum. Palo santo kokusu eşliğinde “Burçak’ın Ex Detox Paketi” start veriyor. Finaldeyse kendime küçük bir güncelleme yapıyorum: “Drama offline, huzur online.”

Bazı Yan Etkiler:

Genellikle dolunaydan sonra DM kutumda bir hareketlenme başlıyor. Sanki evren Tinder’la anlaşmalı çalışıyor gibi. Bir de vedayı hissedenler geri dönüyor. Günlerce sesi çıkmayan kişiler ertesi gün bir anda “Nasılsın?” diye yazıyor.

Arkadaşlarım her ay soruyor: “Eee, bu dolunayda neyi geride bıraktın?” Benim için bu, artık bir koleksiyona değil; daha çok bir hafifleme ritüeline dönüştü. Takvime not alıyorum: “Beni üzdüğü için unutamadığım” bir an, bir söz, bir kırgınlık… Bazen bir insanın izi, bazen bir duygunun tortusu. Hepsini dolunaya bırakıyorum.

Bir yan etkisi daha var. Spotify listem değişiyor. Önce dramalı slow’lar, sonra Beyoncé moduna geçiş: Irreplaceable.

Ritüelin Sosyal Versiyonu

Bir ara arkadaşlarla toplandık. Herkes kendi “dolunay iadesini” yazdı: biri eski sevgilisini, biri işini, bir diğeri toksik patronunu… Hepimiz aynı anda kâğıtları ateşe verdik. Duman o kadar yoğundu ki komşular kapıyı çalacak sandım.
“Merak etmeyin,” dedim içimden, “sadece eski defterleri kapatıyoruz.”

O an fark ettim: kolektif bırakış bambaşka bir şey. Biri gülerek ‘‘Dolunaya toplu dilekçe vermiş olduk.” dedi. Haklıydı!

Küçük Dolunay İpuçları

  • Hala aklını kurcalayan biri varsa, onu ay ışığına yaz. Yazarken bile hafifliyorsun.
  • Dolunayda sadece eski sevgililer – flörtler bırakılmaz. Toksik arkadaşlar, iş yerleri ve insanlar da bırakılır.
  • Bir eşyayı bırakmak da işe yarıyor. Saçma bir hoodie, fotoğraf baskılı kupa… Hediyeden çok hatırlatma tuzağı oluyor.
Asıl Mesele

Tüm bu eğlence bir yana, dolunay bana şunu hatırlatıyor: Bazen başkasını değil, kendi eski versiyonunu da bırakman gerekir. Kırgınlıkları, taşınan yükleri, bitmiş şeyleri… Çünkü önümüzde her seferinde yepyeni bir ay doğuyor.

Ve ben inanıyorum: bıraktıkça yer açılıyor. Yeniye, güzelliğe, aşka… En saf haliyle!
Dolunay bana öğretiyor: Bırakmak kayıp değil, kazanmak için yer açmaktır. Bazen bırakmak, evrenle en güzel ortaklıktır.

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları