Sarılmaya Dair Bir Monolog

Bazı anlar vardır, sarılmanın sözcüklerden çok daha anlamlı olduğu. Tenin sıcaklığı zamanı durdurur; dünya bir anlığına seninle birlikte nefes alır. İnsan, sevdiği birine sarıldığında zamanı kandırır biraz. Kalp atışları birbirine karıştığında, ölüm bile beklemeyi öğrenir. O an, dünyanın geri kalanı durur. Sadece nefes kalır, sadece sıcaklık.

Ama her sarılmanın içinde bir ayrılık sezgisi vardır. Çünkü hiçbir temas sonsuza kadar sürmez. Ten soğuyabilir, yürek kuruyabilir, gözler kapanabilir. Belki de bu yüzden, bazı insanlar sarılmayı son kezmiş gibi yapar her seferinde. Çünkü bir daha aynı sıcaklığa ulaşamayacaklarını hissederler.

Ben, bazen insanın en derin korkusunun yalnız kalmak değil, unutulmak olduğunu düşünüyorum. Birinin kollarında bile unutulabilir insan; dokunulurken bile eksik hissedebilir. Ve tam o anda, sarılmanın anlamı değişir. Artık bir yakınlık değil, bir vedadır.

Birini sevmek, aslında ona yavaş yavaş yaklaşırken kendini kaybetmeyi kabul etmektir. Her adımda biraz daha çıplak kalırsın; biraz daha savunmasız, biraz daha gerçek. Ama sevmenin gücü de orada saklıdır. Kendini kaybedip yine de kendin olabilmekte.

Aşkın sonu hep bir sessizliğe varıyor. Bir noktadan sonra kelimeler işe yaramıyor.
Susmak, vazgeçmek değil; sadece kabullenmek oluyor. Çünkü sevmek, bazen ne söylediğinle değil, ne kadar kalabildiğinle ölçülüyor.

Ten soğumadan sarılmak demek, hayata son kez evet demek gibi. Bir daha aynı olmayacağını bilsen de, yine de bırakmamayı seçersin. Belki de bu yüzden, gerçekten seven insanlar ölümden değil, geç kalmaktan korkuyor. Çünkü bazı hisler zamanla değil, cesaretle yaşanır.

İnsan, birine dokununca kendine dokunur bazen. Karşısındakinin kalbinde, kendi yarasının yankısını duyar. Ve o yankı, bir ömür sürer. Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, o ses hep içinde kalır: “Buradaydın, gerçekten yaşadın.”

Ben, sarılmaları başka türlü görüyorum artık. Bir temastan çok, bir dua gibi… Bir “gitme” değil, bir “kal” da değil. Sadece “Şimdi buradayız.”

Ve belki de hayat, bundan daha fazlasını vaat etmiyor zaten. Ne sonsuz mutluluk, ne bitmeyen aşk… Belki de hayat, sadece bir anın sıcaklığında saklıdır. İki kalbin birbirine dokunduğu yerde, ten soğumadan…

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları