Cinsellik Sonrası Neyi Bekliyorsunuz?

Cinsellik hakkında konuşurken hep iki uç var. Ya fazla romantize edilir ya da fazla küçümsenir. Bir taraf onu “ten temasından ibaret” görür. Diğer taraf neredeyse ruhsal bir birleşme gibi kutsar.

Oysa mesele ne sadece beden ne de sadece ruhtur. Mesele, temasın içimizde nasıl bir karşılık bulduğudur.

Sevişme bazen gerçekten sadece sevişmedir. İki yetişkin insanın karşılıklı arzusu, merakı, çekimi… Bu kadar sade olabilir. Cinsellik her zaman büyük anlamlar taşımak zorunda değildir. Ama bazen, fark etmeden bir ihtimale dönüşür. Küçük bir “belki”ye. “Belki buradan bir şey çıkar” düşüncesine.

Sevişme anı nettir. O sırada soru yoktur. Yakınlık vardır, temas vardır, karşılıklı bir akış vardır. İnsan o anda kendini seçilmiş, istenmiş, görülmüş hissedebilir. Yoğunluk dağıldığında ise herkes aynı yerde kalmaz. Bazıları için bu sadece bir deneyimdir; yaşanır ve geride kalır. Bazıları içinse bir ihtimal hâlini alır.

Temasın ardından beden devreye girer. Oksitosin salgılanır, dopamin yükselir, kortizol düşer. Yakınlık ve güven hissi oluşur. Yaşanan şey yalnızca fiziksel bir temas değildir; aynı zamanda bedensel bir güven sinyalidir. Özellikle kadın bedeni oksitosine daha duyarlı çalıştığı için bu güven hissini daha hızlı bağ olarak yorumlayabilir. Bu yüzden bir an, zihinde kısa sürede bir anlama dönüşebilir.

Yine de temas ile bağ aynı şey değildir. Temas yoğun olabilir, gerçek olabilir, samimi olabilir. Ama bu, her zaman kalıcı bir bağ kurulduğu anlamına gelmez. Bu fark çoğu zaman ancak sonradan anlaşılır.

Temastan Sonra Kalan

Cinsellikten sonra olan şey, çoğu zaman cinselliğin kendisinden daha öğreticidir. Temas sırasında her şey nettir. Mesafe girdiğinde belirsizlik belirir. Biri yakınlaşır, sonra uzaklaşır. Sorular gelir: “Niye?”, “Bir şey mi oldu?”, “Yanlış mı yaptım?”

Çoğu zaman ortada bir yanlış yoktur. Sadece iki insanın yakınlık hızı ve beklentisi farklıdır. Birinin deneyimi tamamlanmıştır; diğerinin içinde ise hâlâ açık bir yer vardır.

Bazen bağlandığımız şey insan değil, o insanın bizde uyandırdığı değerdir. O an hissettiğimiz seçilmişlik duygusudur.

Ben uzun süre cinsellikten sonra beklentiye girmediğimi sandım. Sakin kaldığımı, mesafeli olduğumu düşündüm. Arzu ile bağlanmayı ayırabildiğime inanıyordum. Sanki olan biten yalnızca o anla sınırlıymış gibi davranıyordum.

Ama zamanla fark ettim ki o sakinliğin altında çok daha ince bir şey vardı. Gürültülü bir talep değil; sessiz bir eşik. Yüksek sesle söylenmeyen bir iç ses: “Bana bir anlık gibi davranma.”

Bu cümle mesaj olarak yazılmaz. Açık açık söylenmez. Ama içerde bir yer yalnızca arzu edilmekle yetinmez; bir anlık muamele görmek istemez. Bir yoğunluğun parçası değil, bir değerin parçası olmak ister.

Bedenini açmak çoğu zaman kalbini açmaktan daha kolaydır. Fiziksel yakınlık, duygusal talep kadar savunmasız hissettirmez. Bu yüzden bazen duygusal açıklık yerine teması seçeriz. Temas bittiğinde ise o geçici muameleye tahammülü olmayan yer kendini daha net hissettirir.

Sınır, Seçilmek ve Sevilmek

Hayır demek yalnızca fiziksel bir sınır değildir. Aynı zamanda duygusal bir duruştur. “Bu kadarına hazırım” diyebilmektir.

Bazı kadınlar için hayır demek zor değildir. Ama bazıları için hayır, bir ihtimali kaybetme korkusuyla iç içedir. Çünkü çocukluktan gelen kodlar fısıldar: Sevilmek için uyum sağla. Seçilmek için zor çıkarma.

Bazen istemediğimiz için değil, seçilmek istediğimiz için istemeye başlarız. Arzu gerçek olabilir. Çekim gerçek olabilir. Ama onun altında daha eski bir ihtiyaç da olabilir: görülmek, değerli hissetmek, sevilmek…

Seçilmek ile sevilmek aynı şey değildir. Seçilmek bir anın içindedir. Sevilmek ise o an geçtikten sonra da kalmayı gerektirir. Cinsellik seçilmiş gibi hissettirebilir. Ama sevilmiş hissettirmez. Sevilmek, temasın sıcaklığından çok daha fazlasını ister.

Cinsellik tek başına bağ kurmaz. Var olan bağı derinleştirir. Eğer ortada bir bağ yoksa geriye sadece kimyasal bir yakınlık kalır. Kimya ise uzun sürmez. Uzun süren, içimizde açık kalan o yerdir.

Zamanla şunu daha net görmeye başladım: Eğer temas, içimdeki “Beni bırakma” diyen yerden geliyorsa, yaşadığım şey arzudan çok bağlanmadır. Ve bu bağlanma yatakta değil, sınırda kendini belli eder.

Bence yetişkin cinselliği, arzuyu yaşayabilmekten ibaret değil. Seçilme korkusunu o arzunun içine karıştırmadan yaklaşabilmektir. Birine temas ederken kendini kaybetmemek, kalmak isteyen yeri önce kendi içinde tutabilmektir. Çünkü tenin yoğunluğu azalır. Heyecan diner. Ama sevgi, yoğunluk geçtikten sonra da kalabilendir.

Peki ya sen? Temas bittiğinde içinde ne kalıyor? Seçilmiş olmanın kısa süreli sıcaklığı mı, yoksa gerçekten sevilmeye hazır bir yer mi?

Yaşadığın şey arzudan mı geliyor yoksa sevilme ihtiyacını cinsellikle doyurmaya çalıştığın bir yerden mi?

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları