Hadi dürüst olalım! Bir yerlere hala aşk ve aşıklar var… Ama sanki hikayenin yönü biraz değişti. Kalpler, bildirim sesine göre çarpıyor; duygular da çevrimiçi süresine göre ayarlanıyor. Gerçek bağ mı? O genelde internet bağlantısıyla birlikte kopuyor. Artık gerçek aşkı kalbimizden çok ekranlarda arıyoruz. Netflix dizilerinden, Instagram reels’larından, TikTok çift challenge’larından öğreniyoruz nasıl sevilip nasıl sevilmeyeceğimizi. Belki de hissetmek yerine kurguluyor, yaşamak yerine izliyoruz.
Belki de sorun tam olarak burada. Hepimiz aşkı bir hikâye gibi arıyoruz. Sanki senaryosu önceden yazılmış bir romantik dizide oynamak istiyoruz. Her bölümde bir olay olsun, heyecan hiç bitmesin; aşkımız da büyüsün. Kavga etmeyelim, hep uyumlu olalım. Mükemmel çift biz olalım. Her şey kusursuz, pürüzsüz, Instagram filtresi gibi aksın…
Ama unuttuğumuz bir şey var: her şey bu kadar mükemmel olsaydı, o dizi ikinci sezon onayı alamazdı. Çünkü hikâyeyi ilginç kılan şey, kusurların kendisi.
Benim aşk hayatım da o kusurların içinde serpildi sanırım. Geçmiş ilişkilerim tam bir trajikomedi dizisi gibiydi — hem ağladım, hem güldüm, hem de bazen sahneden taş atarak çıktım. 😅
Her rol arkadaşımı sevgiyle ansam da bazı sezonlar gerçekten gerilim doluydu. “Arkadaşlarla buluşacağım” deyip aslında sevgilisine kalmaya gidenler mi dersin, ondan kurtulmak için literal anlamda taş fırlattığım sahneler mi… Hatta bir ilişkimde ayrıldığımızı iki gün sonra fark ettim.
Benim aşk hikâyelerim romantik film değil, daha çok absürt skeçler tadında ilerledi anlayacağın…
Filmlerdeki Aşk Bizim Başımıza Gelmedi
Bence romantizmin zirvesi bir zamanlar Titanic’ti. Jack, buz gibi denizde Rose’a “Seni asla bırakmayacağım” diyordu. Biz de ekran başında gözyaşları ile bu aşktan etkileniyorduk. İtiraf edeyim, benim o filmde favorim Rose’un nişanlısı Caledon Hockley’dı. Adam, filikada kendini kurtarabilecekken statüsüne ve aldatılmasına rağmen Rose için geri döndü.
Başka bir aşk hikayesi La La Land… Tüm film duygusal bir şekilde kavuşamamalarını izlediğimiz o büyük aşk. Herkes, “Yolları ayrıldı ama aşkları baki kaldı” diyor . Oysa madem o kadar aşıktınız, neden birlikte taşınmadınız diye sorarlar adama…
Belki de tüm bu filmler bize aşkı değil, beklentiyi öğretti. Gerçek hayatta biri mesajına 10 dakika geç cevap verince panik oluyorsun ama o sırada belki markette kasada sıra bekliyor. Bizse hemen role giriyor ve kendimizi terk edilmiş hissediyoruz. Ama işte yönetmen burada hiç ”kestik” demiyor.
Gerçek aşk, film seti kadar ışıltılı değil. Biraz sabır, biraz emek, biraz da kötü ışıkta bile birbirine bakabilme cesareti istiyor. Çünkü sinemada her şeyin zamanı tamdır. Replik tam yerinde söylenir, müzik tam doğru anda girer. Gerçek hayatta ise bazen o müzik hiç çalmaz, bazen de yanlış sahnede başlar.
Aşkın Son Kullanma Tarihi
Peki neden böyle olduk? Çünkü hepimiz biraz fazla yorgunuz. Aşk dediğin emek, zaman, sabır istiyor. Bizimse sabrımız kalmamış. WhatsApp’ta çift tik anında maviye dönsün istiyoruz, duyguların ışık hızında oluşmasını bekliyoruz. Halbuki aşk kargosunun “aynı gün teslimat” opsiyonu maalesef ki yok.
Belki de hiçbirimiz artık gerçekten aşık olamıyoruz. Çünkü hepimiz mükemmel aşkın peşinde koşarken gerçek insanı kaçırıyoruz. Kusurlarını görünce hemen uzaklaşıyoruz. Oysa aradığımız aşk, belki de o mükemmellik beklentisini bırakmakta saklanıyordur. Yemek yerken tavuğun sosu ağzına dağılsa bile hâlâ güzel bulmakta,
havalı bir şekilde taksi durdurmaya çalışırken el kol karışsa da utanmamaktan geçiyordur. Zorluklara rağmen yanında kalmayı seçmekte, destek olmaya çabalamaktadır belki de. Her kusurlu ana rağmen gülümseyip devam edebilmekte gizlidir aşkın özü…
Eskiler boşuna dememiş: “Aşk emek ister.” Ama biz, o emeği bile introyu atla yapar gibi atlıyoruz bazen.
Belki de mesele aşık olmayı unutmak değil, aşkı artık başka bir yerden bekliyor oluşumuzdur. Bazen yorgunuz, bazen kırgınız, ama içten içe hâlâ bir yeniden aşık olabilirim umudu taşıyoruz. Belki de bir yerlerde hala var. Sadece biraz şekil değiştirdi.
Artık mektup zarflarında değil. Bazen bir kahve davetinde, bazen sessiz bir bakışta gizli. Ve belki de büyü tam da burada… Aşk eskisi kadar yüksek sesli değil ama hâlâ orada. Kısık bir sesle ama inadına yaşamaya devam ediyor!










Yorum bırakın