Bazen her şey bittiğinde bile kalıyorsun. Bir cümlede, bir sessizlikte… Bir belkinin içinde asılısın hâlâ. Sanki biri kalbini çıkarıp masanın üstüne bırakmış, sen de başında nöbet tutuyorsun… Ölmesin diye değil, bir daha atmasın diye.
İşte ben oradayım. Ne tam unuttum, ne de hâlâ seviyorum diyebiliyorum. Sadece geçmedi… Zaman akıyor, insanlar değişiyor. Ama içimdeki sızı, hâlâ aynı yerinde duruyor. Bazen unutuyorum sandığımda; bir şarkı, bir sokak lambası, bir rüzgâr sesiyle geri dönüyor. Ve ben yine orada kendimi buluyorum. Kalbimin atmayı unuttuğu yerde… Ne gitmişim ne kalmışım, sadece durmuşum gibi.
Savaşmadım sanma. Kendimle, kaderle, seninle… Hepsiyle ayrı ayrı savaştım. Ama bir noktadan sonra savaş da sustu. Yalnızca içimdeki yankısı kaldı. Ben ise o yankının içinde yaşamayı öğrendim. Bir insanın içiyle kavgası sessizdir ama izleri derindir. Ben, her aynada artık o izleri görüyorum. Yüzümde biraz suskunluk, gözlerimde biraz yarım kalmışlık var. Birini sevmek kolaymış, zor olan, ona inanmaktan vazgeçmekmiş. Bende de öyle oldu belki de…
İçimde sana dair bir güven vardı, bir sıcaklık. Ama her seferinde biraz daha eksildi.
Sen susarak uzaklaştın, ben sustukça içimde büyüdü mesafeler. Kendinden, benden, her ihtimalden kaçarken… Biz de yavaş yavaş kaybolduk. Ve ben, o sessizliğin içinde kendimi de unuttum biraz. Şimdi geriye, senin yokluğuna alışmaya çalışan bir ben kaldı. Alışmak, unutmaktan farklı; sadece sızının yerini biliyorum artık. Ama bazen o sızı yer değiştiriyor. Hiç ummadığım bir anda yeniden kalbimin ortasına dönüyor.
Her şey yerli yerinde görünse de, geceleri rüzgâr cama vurduğunda hâlâ senden bir iz arıyor zihnim. O sesi, bazen senin dönüşün sanıyorum. Ama hemen ardından gelen sessizlik hatırlatıyor: Bazı sesler geri getirmiyor kimseyi, sadece gitmiş olanı anımsatıyor. Ve ben o anlarda fark ediyorum; bazı dönüşlerin de bir anlamı kalmıyor aslında. Çünkü her şey geç kalınca değişiyor. Sevgi bile başka bir şeye dönüşüyor.
Belki de o yüzden, dönmeye değil, kalmaya cesareti olmayan hikâyelerden yoruldum. Ben artık bekleyemem. Beklemek insanı ağırlaştırıyor. İçimde bir zamanlar sana uzanan yer, şimdi yavaşça kendi içine kapanıyor. Yavaş yavaş çözülüyor içimdeki o inat… Yerini kırık bir kabulleniş alıyor. Artık seni anlamaya da çalışmıyorum. Bazı şeyler anlamdan önce biterdi zaten. Kabulleniş bile bazen geçmişin yankısına dayanamaz. Bazı sessizlikler hâlâ kulaklarımda. Belki de en çok orada kaybettik. Biri sustuğunda, diğeri hâlâ anlatmak isterken. Ben anlattım, sen sustun. Ve ben, o sessizlikte kayboldum.
Şimdi azat et beni. Kendinden değil, benden… Çünkü ben artık bu hikâyenin içinde kalamayacak kadar büyüdüm. Bir zamanlar adını söylerken titreyen dilim, şimdi seni sakin bir nefeste uğurlayabiliyor. Aramızda kalan şey ne öfke, ne de sevgi… Sadece söylenmemiş cümlelerin ağırlığı. Belki de hiçbirimiz kazanmadık. Ne galip var, ne mağlup. Sadece eksilmemek için verilen bir savaşın ardından gelen sessizlik var. O sessizlik bazen huzur gibi, bazen de yorgun bir yankı gibi dokunuyor içime. Bir tarafım hâlâ keşke diyor ama diğer tarafım o kelimenin bile artık gereksiz olduğunu biliyor. Çünkü bazen “keşke” bile yorgun düşer, anlamını kaybeder.
Bitti demek kolay. Ama bazı şeyler bitmez, sadece anlamı değişir. Zaman, her şeyi unutturmaz. Yalnızca bazı duyguları farklı anlamlara taşır. Şimdi ben, o yeni anlamın içinde sessizce nefes almayı öğreniyorum. Bir şeyleri unutmaya değil, onlarla yaşamayı sessizce kabul etmeye çalışıyorum. Geçiyor, ama silinmiyor. Belki de artık silinmesi gerekmiyor.
Bir zamanlar savaşırken kırdığım yerler, şimdi sessizce iyileşiyor. Kendimi suçlamıyorum artık, seni de… Her şey olması gerektiği gibi eksik kaldı belki de… Ama bu kez o eksiklik bile huzurlu. Çünkü bazı hikâyeler tam değil diye eksik de değildir. Sadece bir yerinde fazla kalmışızdır, hepsi bu.
Ben artık kalmıyorum. Bir adım, bir nefes, bir fark ediş kadar uzaklaşabiliyorum senden. Her uzaklaşmada biraz daha hafifliyorum. Sanki içimdeki düğüm çözülüyor. Ve o boşluktan içeri yeni bir ışık değil, bir tür sessizlik doluyor. Sakin ama kalıcı… Ne tamamen iyileştim. Ne de hâlâ yaralıyım. İkisi arasında, gri bir çizgide duruyorum. Biraz yorgun, biraz diri. Sadece nefes alıyorum. Ve bazen, o bile yeter…









Yorum bırakın