Kendime Sahip Çıkıyorum Manifestosu

Bazı kadınlar hayatı gerçekten yaşıyor gibi geliyor bana. Canları bir yere gitmek istiyor, gidiyorlar. Bir şeyi yapmak istiyorlar, yapıyorlar. Kırılırlarsa kızıyor, sevilirlerse teşekkür ediyorlar. Hayatı beklemeden, kendilerinden özür dilemeden yaşıyorlar.

Ben ise uzun zamandır hayatın kapısında bekliyormuşum gibi hissediyorum. Sanki biri gelip elimden tutarsa başlayacak her şey. Bir sevgilim olunca göreceğim şehirler, daha zayıf olduğumda giyeceğim elbiseler, kendime daha çok güvendiğimde kuracağım cümleler var.

Hayatı hep ‘bir gün’e bırakmışım gibi. Daha hazır hissettiğimde, daha güzel olduğumda, daha korkusuz olduğumda…

Ama insan bir noktadan sonra şunu fark ediyor: Beklediği şey doğru zaman değil, kendine izin vermek.

Meğer ben uzun zamandır sadece hayatı değil, kendimi de erteliyormuşum. Gitmek istediğim yerlere gitmeyerek, içimden gelen cümleleri yutarak, kendimi sürekli daha uygun, daha sevilebilir, daha sorunsuz bir versiyona dönüştürmeye çalışarak geçirmişim yılları.

İnsanlar beni sevsin diye daha yumuşak, daha sessiz, daha uyumlu biri olmaya çalışmışım bazen.

”Yanlış bir şey söyledim mi?”
”Ayıp oldu mu?”
”Fazla mı konuştum?”
”Karşı taraf rahatsız oldu mu?”

Bazı insanların zihninde düşünceler vardır. Benim zihnimde uzun zamandır bir mahkeme var sanki. Gün boyunca söylediğim her cümleyi yeniden dinleyen, attığım her adımı yargılayan, hata yapmamaya çalışan bir tarafım var. İnsan bir süre sonra aynı anda hem sanık, hem hakim, hem de gardiyan olmaktan çok yoruluyor.

Birisi beni övdüğünde utanıyordum mesela. Arkadaşlarım bana güçlü olduğumu, azimli olduğumu söylediğinde içimde tuhaf bir mahcubiyet oluşuyordu. Sanki görünür olmak ayıpmış gibi. Sanki bir şeyi iyi yaptığımı kabul edersem kibirli biri olacakmışım gibi.

Ama aynı şeyi başka kadınlar için asla düşünmüyordum. Bir kadın kendinden emin konuştuğunda etkileniyordum. Bir kadın başarılı olduğunda hayran oluyordum. Bir kadın parladığında onu seviyordum. Kendim hariç. Kendime gelince hep biraz küçülüyordum.

Belki de bazı yaralar insanın sadece kalbini değil, karakterini de şekillendiriyor. Çünkü bazı şeyler hayatından geçip gitmiyor. İçine yerleşiyor. Bir bakıyorsun herkese hata hakkı tanıyıp kendine tanımıyorsun. Bir bakıyorsun biri seni sevmez diye kendi sesini kısmayı öğrenmişsin.

Sonra anlıyorsun ki bazı acılar insanın sadece kalbini değil, dünyada ne kadar yer kaplayabileceğini de değiştiriyor.

”Daha sevilir olursam kabul edilirim.”

İşte bu yüzden fazla anlayışlı oldum sanırım. Fazla uyumlu, fazla iyi kız. İnsanlar beni sevsin diye kendimden küçük küçük ödün verdiğimi fark ettim. Bir ortama göre konuşmayı, rahatsız etmemeyi, alttan almayı, her şeyi yumuşatmayı marifet sandım uzun süre. Sonra bir gün annem bana şöyle dedi:

”Sen dışarıya fazla Polyanna görünüyorsun.”

İlk duyduğumda canım sıkıldı. Çünkü içimde hissettiğim kadın o değil. İçimde çok daha güçlü, çok daha zeki, çok daha iddialı bir kadın olduğunu biliyorum. Sonra fark ettim ki mesele güçlü olmamam değilmiş. Gücümü sürekli geri çekmemmiş.

Görmek istediğim yerler var mesela benim. Ama ”bir gün biriyle giderim” deyip duruyorum. Tek başıma gitmekten korkuyorum bazen. Çünkü hayatı hâlâ biriyle paylaşabilirsem gerçek olacak bir şey gibi hissediyorum. Sanki tek başıma yeterince gerçek değilmişim gibi.

İngilizce biliyorum mesela. Ama biri sorunca refleks gibi ”Yok ya” diyorum. Çünkü bir şeyi bildiğimi kabul etmek bile görünür olmak gibi geliyor. Ve görünür olmak bende hâlâ biraz korku yaratıyor sanırım. Çünkü görünür olduğunda insanlar seni değerlendirebilir. Yanlışını görebilir, yargılayabilir, reddedebilir. Bu yüzden insan bazen kendi ışığını kendi eliyle kısıyor.

Ama artık yoruldum. Kendimi küçülterek sevilmeye çalışmaktan yoruldum. Sorun çıkarmayan kadın olmaktan yoruldum. Herkesin hata yapma hakkı varken kendime hiç hata hakkı vermemekten yoruldum. Ve galiba en çok da hayatımı bir bekleme odasında geçirmekten yoruldum.

Bu yüzden bu ay kendime küçük bir söz verdim: Kendime sahip çıkacağım. Bir sabah aniden bambaşka biri olmayacağım belki. Ama her gün biraz daha kendimi saklamamayı deneyeceğim.

Birisi beni övdüğünde konuyu değiştirmeyeceğim. İstemediğim şeylere sırf ayıp olmasın diye ”tamam” demeyeceğim. Kendimi küçülterek insanları rahatlatmaya çalışmayacağım. Belki ilk kez kendimi saklamadan da sevilebileceğime inanmayı deneyeceğim.

Bu yazıyı biraz da benim gibi hisseden kadınlar için yazıyorum. Sürekli güçlü görünmeye çalışıp içten içe kendini suçlayan kadınlar için. Bir odaya girince herkesi rahatlatıp yavaş yavaş kendini yok eden kadınlar için. Tatlı kız olmaktan yorulan, sevilmek uğruna kendi sesini kısmayı öğrenen kadınlar için…

Belki bu ay birlikte deneriz. Kendimizi küçültmeden konuşmayı, özür dilemeden var olmayı, hayatı beklemek yerine gerçekten yaşamayı…

Çünkü belki de bazı kadınların ihtiyacı olan şey, daha çok sevilmek değil; kendilerini artık terk etmemek. Ve belki iyileşmek, ilk kez kendimizi küçültmeden bir odada durabilmektir.

Yorum bırakın

Biri içime dönüyor, acılarımı yazıyor.
Diğeri dışarıyı okuyor, kelimelerini işe dönüştürüyor.
Biri şifa, biri strateji…
Biri, “Neden bunu hissediyorsun?” derken;
diğeri “Neden hâlâ yazmıyorsun?” diye fısıldıyor.

Ve ben, ikisinin arasında varım.
Bu blog da onların ortak sesi!

Instagram Notları