Elimde bir sihirli değnek olsa, sanırım 2008’e giderdim.
“Issız Adam” filmine, o meşhur yaprak sarmasına, o uzun bakışlara, fonda çalan Anlamazdın şarkısına…
Ve sonra bir bir kopan kalplere, yarım kalan aşklara.
Çünkü o filmle birlikte bence sadece bir karakter değil, bir neslin sevme şekli değişti.
Kendimizi o “romantik ama bağlanmayan adam”a kaptırdık.
Kaç kişi “ben farklıyım” diye girdiği ilişkiden, “o da aynı çıktı” diyerek çıktı, sayamıyorum.
Ama mesele o adamda değil.
Mesele… Maalesef ki bizde.
Çünkü biz, bazı yerlerde içten içe o “ıssız” hâli benimsedik.
Ve belki de artık aşık olamıyoruz.
Peki neden?
1. Suçluluk ve Yetersizlik Hissi
Yetersizlik duygusu, aşkın üzerine yağan ilk zehirli yağmur gibi.
İçinden yükselir sessizce:
“Ya ona layık değilsem?”
“Ya beni tanıdıkça sevmekten vazgeçerse?”
2. Hayal Kırıklığı Aşklar
İlk aşkını hatırlıyor musun?
Ya da seni ilk kez paramparça eden o bakışı?
İşte kalbimiz bazen sadece kırılmaz, çekilir.
Usulca geri adım atar, kimse fark etmesin ister.
Ve sen hâlâ aşkı aradığını zannederken, aslında kalbin çoktan “güvenli bölgeye” geçmiştir.
Orada ne tutku vardır, ne heyecan.
Sadece kaçınma…
Sadece koruma refleksi.
3. Ebeveyn İzleri: Aşkın İlk Haritası
Aşkı ilk kimden öğrendin?
Annenin sesinden mi, babanın suskunluğundan mı?
Korunup kollandın mı?
Yoksa hep kendini mi kollaman gerekti?
İşte tüm bu izler, bugün nasıl seveceğimizi belirliyor.
Aşırı kontrol edilen çocuk, özgürlüğe susar.
Sınırsız bırakılan ise, sınırdan korkar.
Ve sonuç?
Ya fazlasıyla sorumluluktan kaçarız…
Ya da bağlanmaktan korkarız.
Ama aşk, tam da bu sınırın üzerinde dans etmek değil mi zaten?
4. Ruh Sağlığı ve Görünmeyen Engel:
Bazen aşkı engelleyen şey ne geçmiş, ne de insanlar.
Bizzat içimizde olup biten fırtınalardır.
Depresyon, kaygı bozuklukları, kişilik örüntüleri…
Bunlar aşkı istememek değil, aşkı taşıyamamaktır.
İçeride yangın varken, biriyle bir ev kurmak zor.
Ve bu bir zayıflık değil.
Bu, sadece henüz iyileşmemiş bir yerin konuşması.
Lütfen burada kendine yüklenme.
İyileşmek bir seçim değil, bir süreçtir.
Ve gerekirse, bu süreci bir profesyonelle yürütmek, cesaretin ta kendisidir.
5. Bağlanma Sorunu: Skor Tabloları Aşkı Öldürür
Her yeni mesaj bir ödül gibi…
Her yeni flört bir zafer.
Ama hiçbiri “gerçekten” orada değil.
Çünkü bazı insanlar için aşk bir oyun gibi.
Kazanılacak biri, elde edilecek bir başarı.
Ama derinlik?
İşte o kısımdan kaçılıyor.
Senin içindeki çocuk sevilmek istiyor olabilir.
Ama senin yetişkin hâlin, hâlâ kaçmaya devam ediyor olabilir.
Oysa kalmak da bir seçimdir.
Peki Ne Yapmalı?
Hiçbirimiz bu dünyaya aşkı kusursuz yaşamak için gelmedik.
Ama sevmeyi öğrenebiliriz.
Ve bunun ilk adımı… kendine dönmek.
– Kendinle yüzleş.
Nerelerde kırıldın?
Nerelerde bir başkasına dönüşmek zorunda kaldın?
Kendini tanımadan sevmek olmaz.
Kendini affetmeden güvenmek de.
(Gölge Yanım Çalışması burada devreye giriyor. Bir gün beraber yaparız belki.)
– Kendini sev.
Bu çok klişe, biliyorum.
Ama birinin gözlerinin içine bakıp “ben buradayım” diyebilmek, kendini sevmekle başlar.
Sen kendini yargılarken, kimse sana şefkatle dokunamaz.
Ve evet, bu da kolay değil.
Ben bile hâlâ öğreniyorum bunu.
– Üret. Katıl. Paylaş.
Hayata dahil ol.
Bir resim yap. Toprağa dokun.
Yeni tarifler dene, yazı yaz.
Sonra bunu biriyle paylaş.
İnsanlarla bağ kurmak, aşkın provasını yapmaktır.
– Kalıplardan çık.
Flört ettiğin kişiyi katalog gibi değerlendirme.
O senin “hayalimdeki kişi” olmayabilir ama seni hayata bağlayan kişi olabilir.
Ve unutma… her aşk güzel bitmese de, senin içini güzelleştirebilir.
Son Söz:
Kalbin hâlâ orada.
Hâlâ atıyor.
Hâlâ umut ediyor.
Ve o hâlâ sevebilir.
Aşka küsmek kolay.
Ama yeniden denemek… işte o cesaret ister.
Ve senin içindeki o kadın, bu cesareti taşıyor.
Haydi şimdi, biraz içeriye bakalım.
Sonra dışarıya gülümseyelim.
Olmaz mı?










Aşk Hakkında Söyleyeceklerim Var! – İki Yanımda Kadın için bir cevap yazın Cevabı iptal et