Tesadüflere ve Yarım Kalan Planlara Dair

Hayatta tesadüflere inanır mısınız? Bu soruya uzun yıllar boyunca çok net bir cevabım vardı: Hayır!

Çünkü bana göre hayat, seçimlerden oluşuyordu. Verdiğimiz kararlar, yaptığımız planlar, çizdiğimiz yollar… Hepimiz kendi hikâyemizin yazarıydık ve yaşadıklarımız da bunun doğal sonucuydu.

Sonra büyüdüm. Ve büyüdükçe fark ettim ki, hayatımın en önemli anlarının neredeyse hiçbirinde aslında direksiyon başında ben yokmuşum.

En yakın arkadaşlarımı planlamamışım, beni değiştiren cümleleri planlamamışım, yıllar sonra bile hatırladığım karşılaşmaları planlamamışım. Hatta bazen, hayatımın yönünü değiştiren olayların çoğu, tam da başka bir şey planlarken gerçekleşmiş.

Bu düşünce beni uzun zamandır hem korkutuyor hem de tuhaf bir şekilde rahatlatıyor. Korkutuyor çünkü hayat üzerinde sandığımız kadar kontrolümüz olmadığını gösteriyor. Rahatlatıyor çünkü belki de her şeyi kontrol etmek zorunda değiliz.

Biraz düşününce, hayatımızın ne kadar büyük bir bölümünün aslında küçücük tesadüflere bağlı olduğunu fark ediyor insan. Belki bugün hayatınızda çok önemli bir yeri olan biriyle tanışmanızın sebebi, yıllar önce başka bir şehir yerine bu şehri tercih etmiş olmanızdır. Belki en yakın arkadaşınızla aynı sınıfa düşmeniz tamamen rastlantıdır. Belki hayatınızın aşkını bulmanız, bir gün evden beş dakika geç çıkmanıza bağlıdır. Ve belki de hayatımızı değiştiren olayların çoğu, gerçekleşen şeylerden değil; gerçekleşmeyen şeylerden doğuyordur.

Bazen düşünüyorum da; hayatımızı gerçekten büyük kararlarımız mı şekillendiriyor, yoksa o büyük kararların arasına sıkışmış küçücük tesadüfler mi? Çünkü dönüp kendi hayatıma baktığımda, hiçbir dönüm noktasının büyük bir müzik eşliğinde gelmediğini görüyorum. Kimse kapımı çalıp, “Hazır ol, hayatın değişmek üzere,” demedi. Aksine, hayatımın yönünü değiştiren anların çoğu, o an yaşanırken son derece sıradan görünüyordu.

  • Bir gün biraz daha uzun süren bir sohbet.
  • Gitmek istemeyip son anda gittiğim bir etkinlik.
  • Yanıtlamaya karar verdiğim bir mesaj.
  • Yanıtlamamaya karar verdiğim başka bir mesaj.
  • Birkaç dakika gecikme.
  • Birkaç adım fazla yürümek.
  • Yanlış sandığım bir karar.
  • Doğru sandığım bir vazgeçiş.

Sonra yıllar geçiyor ve geriye dönüp bakınca fark ediyorsunuz: Aslında hayatınızın haritasını büyük olaylar değil, o küçücük sapmalar çizmiş.

Bu fikir beni bazen gerçekten hayrete düşürüyor. Çünkü eğer gerçekten böyleyse; şu an hayatımızdaki insanların, yaşadığımız şehirlerin, seçtiğimiz mesleklerin, sevdiğimiz şarkıların, hatta kalbimizi kıran ve onaran insanların ne kadarı bizim seçimimiz? Ve ne kadarı, birbirine görünmez iplerle bağlı tesadüflerin sonucu?

Belki de bugün hayatımızda çok önemli bir yere sahip olan biriyle tanışmamız için yüzlerce küçük olayın aynı anda gerçekleşmesi gerekiyordu.

  • Belki birinin o gün evden biraz geç çıkması gerekiyordu.
  • Belki bizim planımızın bozulması gerekiyordu.
  • Belki gitmek istemediğimiz bir yere gitmemiz, gitmek istediğimiz bir yere gidemememiz gerekiyordu.
  • Belki de hayat, bizim “aksilik” dediğimiz şeyleri, kendi hikâyesinin dönüm noktaları olarak kullanıyordu.

İşte bu düşünceyi son zamanlarda daha çok sorgulamaya başladım. Çünkü yakın zamanda, benim için sıradan olması gereken bir gün, hayatın tesadüflerle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeme neden oldu.

Aslında o günün başka bir hikâyesi vardı. Kafamda kurulmuş küçük bir senaryosu, onun için seçilmiş bir kıyafeti, belki eve dönerken anlatılacak birkaç anısı olacaktı. İnsan bazen yaşanmamış anıların bile provasını yapıyor çünkü.

Sonra o hikâye başlamadan bitti. İlk anda insan bunu küçük bir hayal kırıklığı olarak yaşıyor. Ama sonradan fark ettim ki, canımı acıtan şey yaşanan olay değildi. Kafamda kurduğum ihtimalin gerçekleşmemesiydi. Ve eve dönerken düşündüğüm tek şey şuydu: Hayat neden bizi tam hazırlanmışken yarı yolda bırakıyordu?

Oysa hayatın bambaşka bir alışkanlığı varmış. Bizi yarı yolda bırakmıyor. Sadece yürüdüğümüz yolu değiştiriyor. Çünkü o gün, başka bir hikâyeye hazırlanmışken, hiç hesapta olmayan başka bir hikâyeyle karşılaştım.

Tam anlamıyla karşılaştım. O an bunun bir tesadüf olduğunu düşündüm. Sonra eve dönünce başka bir şey düşündüm.

  • Eğer o gün planım bozulmasaydı…
  • Eğer biraz daha erken çıksaydım…
  • Eğer başka bir sokaktan gitseydim…
  • Eğer o kıyafeti giymemiş olsaydım…
  • Eğer birkaç saniye önce ya da sonra yürüyor olsaydım…

Kaç tane “eğer”, bir insanın hayatında hiç yaşanmayacak bir anıyı silebilir? Kaç tane küçük değişiklik, hiç yaşanmayacak bir karşılaşmayı yok edebilir? İşte tesadüfler üzerine düşünürken beni en çok zorlayan yer burası.

Çünkü geriye dönüp baktığımızda, hayatımızın büyük dönüm noktalarının çoğunun dev kararlarla değil, küçücük kaymalarla oluştuğunu görüyoruz.

  • Bir iptal.
  • Bir gecikme.
  • Bir yanlış dönüş.
  • Bir vazgeçiş.
  • Bir karşılaşma.

Ve belki de bu yüzden artık bozulan planlara eskisi kadar öfkelenemiyorum. Çünkü kim bilir? Belki de hayat, bizim için yazdığı en güzel bölümleri, tam da bizim yanlış sayfada olduğumuzu düşündüğümüz anlarda yazıyordur.

Belki de tesadüf dediğimiz şey, gerçekten tesadüf değildir. Belki de hayat bizi reddetmiyordur. Belki sadece yönümüzü değiştiriyordur. Ve belki de hayatın bize sürekli söylediği tek bir cümle vardır:

Dur! Sen başka bir hikâyeye hazırlanıyordun. Ama benim aklımda başka bir hikâye vardı.

Yorum bırakın

Bir cümle geliyor, bir anı yerine oturuyor,
bir kırık biraz daha anlam kazanıyor.

Instagram Notları