Bazı İnsanlar Aşk Değil, Ayna Olurlar.

Bazen hayatımıza giren en önemli insanlar, en dramatik hikâyelerle girmiyor. Bir bakmışsın aynı ofistesiniz.

Sabah ilk kahveyi içerken iki laf ediyorsunuz. Öğlene doğru bir konu yüzünden tartışıyorsunuz. Akşam oluyor; sanki biraz önce birbirinizi sinir eden siz değilmişsiniz gibi yine aynı masanın iki ucundan dedikodu yapıyorsunuz.

İşin komik tarafı şu: Gün içinde en çok güldüğün kişi de o oluyor, en çok göz devirdiğin kişi de.

  • En yakın dedikodu arkadaşın…
  • En sert fikir ayrılıklarını yaşadığın insan…
  • “Bunu sana söylemiştim.” diye tartıştığın…
  • Sonra dönüp yine fikrine ilk danıştığın kişi…

İnsan böyle ilişkilerin adını koyamıyor. Çünkü bunlar ne sadece arkadaşlık oluyor ne de kolayca “hoşlanmak” diyebildiğin bir şey.

Bir süre sonra fark ediyorsun ki mesele o kişi değil aslında. Mesele, onun varlığının sen fark etmeden gününün ritmine karışması. Masaların karşı karşıya olması bile bir ritüele dönüşüyor. Başını kaldırdığında orada olduğunu bilmek… Yeni bir fikir geldiğinde istemsizce ona dönmek… Bir şeye sinirlendiğinde anlatacak ilk kişinin o olması… Sonra bir gün o olmayınca, ofisin aynı ofis olduğunu, masaların aynı yerde durduğunu ama günün ritminden küçük bir sesin eksildiğini fark ediyorsun.

Ben bunun adına uzun süre “hoşlanmak” dedim. Belki öyleydi, belki de değildi. Artık o kadar emin değilim. Çünkü insan bazen bir kişiye değil, onun hayatında açtığı yere bağlanıyor. Bunu bana hissettiren şey büyük olaylar değildi. Tam tersine çok küçük anlardı.

Arabada uyumayı severim. Camdan gelen yol sesi, motorun ritmi… Daha yolun yarısına gelmeden gözlerim kapanır. Ama birinin yanında uyumak benim için bambaşka bir şey. Yakınlık beni hep tetikte tutar. Yan yana olmak, nefesini duymak, omzunun birkaç santim ötesinde uyumaya çalışmak… Bunlar bende dinlenmekten çok uyanık kalma isteği uyandırır.

O yüzden bir gün, aynı arka koltukta hiçbir şey düşünmeden uyuyakaldığımı fark ettiğimde şaşırdım. Çünkü bazı insanlar sana “Güveniyorum.” dedirtmez. Bedenin bunu senden önce söyler.

Bir başka gün, kendimden bile utandığım hikâyeleri anlatırken buldum kendimi. Normalde kimseye açmayacağım, anlatırken bile içimin sıkıştığı şeyleri… Belki beni yargılar diye düşündüm. Belki de içten içe tam tersini umuyordum. Çünkü bazen insan, vicdanını affettirmek için doğru kişiyi değil; doğru bakışı arıyor.

Sonra o kişi birkaç gün ortalıkta olmayınca fark ediyorsun. Ofiste her şey aynı… Bilgisayar, toplantılar, masalar… Ama günün ritminde küçücük bir boşluk oluşmuş.

Bunu ilk başta anlamıyorsun. Sadece öğle yemeğine çıkmak istemiyorsun. Bir fikrin olduğunda dönüp söyleyeceğin kişi orada olmuyor. Bir şeye gülecekken, cümlenin içinde eksik bir kelime varmış gibi hissediyorsun. Ben bunu, o izindeyken fark ettim.

Ve ilk kez şunu düşündüm: İnsan bazen birini değil… Onun yanında olduğu hâlini özlüyor.

  • Daha çok gülen…
  • Daha çok konuşan…
  • Daha çok üreten…
  • Daha çok kendisi olan hâlini…

Belki de bu yüzden bazı ayrılıklar sevgililer arasında yaşanmıyor. Bazen bir iş arkadaşının birkaç günlüğüne ortalıkta olmaması bile gününün rengini değiştirebiliyor.

Çünkü insan yüzlere değil, ritimlere alışıyor.

  • Bir “Günaydın.”a…
  • Bir bakışa…
  • Bir yoruma…
  • Birlikte gülmeye…
  • Birlikte söylenmeye…

Hayatın büyük kısmı zaten bunlardan oluşuyor.

Yaş aldıkça şunu öğrendim: Hayatı büyük mutluluklar değil, küçük tekrarlar güzelleştiriyor. Her sabah aynı simitçiyi görmek, annenin “Eve gelince haber ver.” mesajı, karşı masandaki insanın “Bugün biraz dalgınsın.” diyecek kadar seni tanıması… Belki de bütün mesele bu: Görülmek…

Ama sadece görünmek de değil. Birinin yanında, kendine biraz daha yaklaşabilmek. İşte bu yüzden artık her güçlü bağa “Acaba bu aşk mı?” diye bakmıyorum. Çünkü her bağın adı aşk olmak zorunda değil.

Bazıları sadece hayatımıza ayna tutuyor. Kendimizi daha dikkatli dinlememizi sağlıyor. Bize unuttuğumuz bir hâlimizi hatırlatıyor.

Belki de bazı insanlar bize ait olmak için gelmiyor. Bize kendimizi emanet edebileceğimiz bir hâlimiz olduğunu hatırlatmak için geliyor. İnsan bazen bir başkasını sevmiyor. Onun yanında kendisine biraz daha yaklaşabildiği yeri seviyor.

Yorum bırakın

Bir cümle geliyor, bir anı yerine oturuyor,
bir kırık biraz daha anlam kazanıyor.

Instagram Notları